|
Pazartesi, 14 Ocak 2008 |
|
Bir anda.. Aniden... aha önce hiç keşfedilmemiş bir patikada açarsınız gözlerinizi. Şu garip ve anlaşılmaz Dünya gibi değildir orası..Mevsim bahardır, çiçekler kokulu, etraf yemyeşildir… “Nasıl geldim ben buraya?” diye düşünmeye başlarsınız..Ama bu tatlı patika öyle cezbedicidir ki, kısa sürede vazgeçirir sizi cevaplar aramaktan... Zamansız bir yerdir burası.Saatinize bakmak aklınıza gelmez, cep telefonunuz çekmez, karnınız acıkmaz burada…Ya da bunların hepsi olsa bile, karmaşık dünyadaki kadar mühim değillerdir… Güzellikleri keşfetmek için durmadan yürürsünüz…Ama hiç yorulmadan...
Ağaçların hepsinde rengarenk meyveler vardır. Tadına bakarsınız, daha önce yediğiniz hiç bir şeyin bu kadar lezzetli olmadığını farkedersiniz... Suyun tadı başkadır, gökyüzü daha pembeye yakındır… Herşey daha güzeldir bu minik, gizli patikada... “siz”den başka kimse de yoktur üstelik… Sonsuza kadar burada yaşamaya karar verir, eskiden yaşadığınız dünyayı bir çırpıda unutuverirsiniz…
Gece olur sonra, ama hiç üşümezsiniz… Yol hiç bitmeyecek kadar uzun olsun istersiniz… yürümeye üşenmezsiniz... Rüyalarınız her zaman gördüklerinizden daha güzeldir, hatta bulduğunuz bu gizli cennetin bir rüya olabileceğinden endişe edersiniz.
Sonra birden, ağaçların seyrekleştiğinizi, güneşin bulutlar altına saklanmaya başladığını farkedersiniz şaşkınlıkla... “ne kadar zamandır yürüyorum?” diye düşünür, cevap bulamaz, korkuyla yürümeye devam edersiniz... korkmaya başladığınız an, yağmur da başlar…
Üşürsünüz, sırılsıklam ıslanırsınız…
Ağaçların ardından, eski dünyanızın sesleri duyulmaya başlar... araba kornaları, insanların bağrışları… Patikanın sonunun geldiğini anlarsınız ümitsizce, ama direnirsiniz…Geri yürümeyi denersiniz ama gök gürler, yağmur daha şiddetli yağar, yapamazsınız... Sonra sinirlenir, çiçeklere ağaçlara kızarsınız… Kökünden koparıp atmak istersiniz hepsini, ama dikenler batar elinize… “ilk” ve en derin kesikleriniz açılır…
İlk büyük aşk böyle birşey sanırım…
Ruhun bilebileceği en büyük saflık ve sonunda yaşayabileceği “ilk” ve en derin acı…
Cat Stevens’ın zamanında yazdığı “The First Cut is The Deepest” (İlk Kesik En Derin Olandır) şarkısı belki de bu yazıya en uygun fon müziği... Aslında işin acı tarafı bir aşk acısı tatmak değil… Tekrar aynı saflıkla, aynı rüyayı görme yeteneğini kaybetmek… Patikanın izini kaybetmek ya da bulsak bile aynı şekilde yürüyememek o yoldan... Ancak, Emre Yılmaz “Şeytan’ın Fısıldadıkları” kitabında şöyle diyor; “ Büyük bir aşk için ödeyeceğimiz bütün bedellere katlanılır.Çünkü böyle bir aşkı hiç yaşamamış olmanın getireceği yaşam fakirliği çok daha katlanılmazdır…”
Herşeye rağmen, aynen, her kelimesine katılıyorum… |