|
TAJEV (Türk - Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı) tarafından 29 Nisan–3 Mayıs 2009 tarihleri arasında Antalya-Kemer’de düzenlenen 8. Türk Alman Jinekoloji Kongresi yoğun katılımla gerçekleşti. İsteğe bağlı sezeryan yapılmalı mı?, Epizyotomi (Dikişli Doğum) anneye zarar mı veriyor?, Menopozda hormon tedavisi zararlı mı?, Yeni bir yöntem olan Vücuttaki Doğal Boşluklardan Girilerek Yapılan Cerrahi gibi güncel ve yeni konu başlıklarının yer aldığı kongrede konuşan TAJEV Başkanı Prof. Dr. Cihat Ünlü, önemli konulara değindi.
Prof. Dr. Ünlü, 1970 ve erken 1980’lerde olduğu gibi 2000’li yıllardan sonra da tüm dünyada sezaryen oranlarında artış söz konusu olduğunu belirterek, “İlk gebeliğinde sezaryen olan olguların ikinci gebeliklerinde de sezaryen olması, anne adaylarının yaş ortalamalarının artması, tedavi gebeliklerinin sayıca artması, artan obezite sorunları, makat doğumların sezaryen endikasyonlarının genişlemesi ve anne adaylarının sezaryen olma istemleri bunda etkili olduğu düşünülmektedir. Tüm dünyada sezaryen oranlarını azaltmak veya optimal düzeyde tutmak amacı ile girişimler ve tartışmalar sürmektedir. Özellikle anne adaylarının doğuma bakış açılarının birçok nedenden etkilendiğini bilinmektedir. Annenin psikolojik faktörleri, doğum korkuları, sosyokültürel durumu bunda etkili olabilmektedir. Özellikle anne adaylarının sezaryen istekleri ve nedenleri tam irdelenmeli ve sezaryen doğumun getireceği ekstra sorunlar hastalar ile tartışılmalıdır. Anne adaylarının ağrı korkusu ile sezaryen istemleri varsa vajinal doğumun ağrı yönetimi konusunda bilgilendirilmesi yapılmalıdır” diye konuştu.
Hedefe yönelik tedavinin, kanser tedavisinde yepyeni bir yaklaşımı beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, kemoterapiyle sadece kanseri küçültmek ve yok etmenin amaçlandığını vurguladı. Buna karşın hedefli tedavinin kanseri stabilize edebildiğine işaret eden Prof. Dr. Demir, ''Hedefe yönelik ilaçlar kanserin kronik bir hastalık şeklinde algılanmasını sağlıyor. Bu ilaçlar hastayı tam olarak şifaya kavuşturmuyor ama tansiyon, kalp yetmezliği, diyabet gibi hastanın uzun yıllar hastalıkla beraber yaşamasını sağlıyor'' diye konuştu.
Çoğul Gebelikler Artışta
Çoğul gebeliklerin artışına da dikkat çeken Prof. Dr. Ünlü, “1980’li yıllardan 2000’li yıllara doğru çoğul gebelik oranları %77 civarında artış göstermiştir. Bu durum ise anne ve fetusun sağlığı açısından birçok riskleri beraberinde getirmektedir. Çoğul gebeliklerde en sık ikiz gebelikler gözlenmektedir. Tek yumurta ikizleri oranları 250 doğumda bir gözlenmekte ve ırka, yaşa, doğum sayısına göre değişmemektedir. Ancak son zamanlarda kısırlık tedavileri sonucunda bu ikizlerin arttığı da bilinmektedir. Çift yumurta ikizlerinin sıklığı ise yaşa, ırka, doğum sayısına ve kısırlık tedavisi görüp görmediğine göre değişebilmektedir.” diye konuştu. Çoğul gebelik oranlarında artış birçok anne ve bebek açısından sorunları da beraberinde getirmekte olduğunu vurgulayan Dr. Ünlü, “Özellikle düşük oranı, bebeklerde anomali gözlenme olasılığı, düşük doğum ağırlığı, erken doğum sıklığı çoğul gebeliklerde daha fazla gözlenirken, tek yumurta ikizlerinde bir bebeğin diğerine göre daha fazla beslenmesi, yapışık ikiz gibi sorunlarla da karşılaşılabilmektedir. Ayrıca çoğul gebeliklerde annenin hipertansiyonu, gebeliğe özgü şeker hastalığı gibi sorunlar daha fazla gözlenebilmektedir. Erken doğum nedeni ile bebekler yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde daha sık kalabilmekte, akciğer problemleri nedeni ile hayatlarını kaybedilmekte veya uzun yıllar beyinde kalabilecek sekeller nedeni ile sorun yaşayabilmektedirler. Ayrıca sezaryen doğum oranları bu gebeliklerde daha sıktır.” diye belirtti.
Prof. Dr. Ünlü, “Tüm bu anneye ve bebeğe ait olabilecek problemler açısından artan çoğul gebelikleri önlemek amaçlı birçok çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle tüp bebek ünitelerinde transfer edilen fetus sayılarına sınırlama getirilmeye çalışılmış ve birçok ülkede anne yaşına göre değişmekle beraber ikiden fazla embriyo verilmemektedir. Eğer üç veya daha fazla fetus oluştuğu takdirde anne karnında bir bebeğin yok edilmesi yöntemleri ebeveynler ile tartışılmaktadır.” diye sözlerine ekledi.
Kanserli hastalar da çocuk sahibi olabilecek
Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Cem Demirel ise, son dönemde çok gündemde olan fertilitenin(üreme yeteneğinin) korunması üzerine olan çalışmalardan bahsetti. “Özellikle, kanser tedavisi nedeniyle kemoterapi veya radyoterapi alacak hastalarda bu sorunla sık karşılaşılmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak over dokusunun dondurulması gelecekte fertilitenin dondurulması açısından umut veren gelişmeler arasında bulunmaktadır. Oosit(yumurta) dondurulması ve bu yöntemle fertilitenin korunması da en önemli gelişmelerden biri olacak gibi gözükmektedir. Kemoterapi ve radyoterapi, over dokusu (kadın yumurtalığı) fonksiyon kaybına yol açmaktadır. Dünyada genç yaşta gözlenen kanser olguları artmakta ve aynı zamanda yeni tedavi yöntemleri ile sağ kalım oranlarının artış gözlenmektedir. Genç yaşta bu hastalığa yakalanan ve daha sonra bu hastalığı yenen kadınlar muhakkak ki çocuk sahibi olmak istemektedirler.” diye konuştu. Bu nedenden dolayı tüm dünyada over (yumurtalık) dokusunun saklanması ve kanser tedavisi sonrası tekrar vücuda nakil edilmesi tüm dünyada araştırma konusu olduğuna dikkat çeken Doç. Dr.Demirel, “İspanya’da Valencia programı altında çalışmalar yapılmakta, tedavi öncesi kadın yumurtalık dokusu laparoskopik olarak tek taraflı olarak alınmakta ve kanser tedavisi bittikten sonra diğer yumurtalığın iç tarafına nakil edilmektedir. Özellikle genç yaşlarda kemoterapi veya radyoterapi almak zorunda kalan hastalarda over dokusunun dondurulup saklanması ileriki dönemlerde over fonksiyonlarının geri kazanımı konusunda umut verici bir seçenek olacak gibi durmaktadır.” diye konuştu. |