Yapılan son araştırmalara göre Türkiye nüfusunun %66’sı obezite tehlikesi içerisinde. Metabolik Sendrom Derneği tarafından bu yıl 6.’sı düzenlenen Metabolik Sendrom Sempozyumu’nun basın toplantısı Türkiye’de metabolik sendrom, obezite ve diyabet ile ilgi çarpıcı veriler ortaya koydu.
Metabolik Sendrom Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen 6. Metabolik Sendrom Sempozyumu devam ediyor. Uzmanlar gün boyu devam eden oturumlarda Türkiye’de çok da bilinmemesine rağmen aslında çok büyük önem teşkil eden metabolik sendrom hakkında pek çok önemli konuyu tartışıyor. “Dislipidemi Tedavisinde Arayışlar, Trigliseritten Kalp Yetersizliğine Omega 3, Çocuk ve Adolesanda Metabolik Sendrom, Hipertansiyon Aşısı, Gıda Güvenliği, Genetiği Değiştirilmiş Ürünler, İnsülin Direncinde Farmakolojik Tedavi, Oral Antidiyabetik Tedavide Gündem” gibi birçok güncel konu başlığının mercek altına alındığı, 400’ü aşkın katılımcının takip ettiği, 60’ı aşkın oturum başkanı ve konuşmacının yer aldığı sempozyum yarın son bulacak. Kamuoyunu bilgilendirmek için yapılan kongrenin basın toplantısında dikkat çeken başlıca konular; obezite, diyabet ve metabolik sendrom oldu. Toplantıda, Prof. Dr. Aytekin Oğuz, Prof. Dr. Yüksel Altuntaş, Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, Doç. Dr. Ahmet Temizhan ve Doç Dr. Meral Kayıkçıoğlu önemli açıklamalarda bulundu.
Hareketsiz ortamlarda çalışan bireyleri tehdit eden metabolik sendromun görülme sıklığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artış göstermektedir. Türkiye’de her 3 kişiden birinde metabolik sendrom görülmektedir. Bu sendromdan en çok etkilenen grup, masa başında oturan, beslenmesi düzensiz, yoğun stres altında çalışan kişiler olmaktadır. Bir modern yaşam hastalığı olarak nitelendirilen metabolik sendrom, insanın yaş ilerledikçe kalp hastası veya şeker hastalığına yakalanma olasılığını arttıran bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumda sıkça görülmesine ve sıklığı giderek artmasına rağmen günümüzde pek bilinmeyen bir hastalık olan metabolik sendromun en önemli belirtileri; bel çevresinin fazlalığı, trigliserid düzeyinin yüksekliği, kötü huylu (LDL) kolesterol düzeyinin yüksekliği, kan basıncının yüksekliği ve kan şekerinin olması gereken rakamların üzerinde bulunmasıdır.
Metabolik Sendrom Derneği Başkanı Prof. Dr. Aytekin Oğuz, metabolik sendromun 21. asrın hastalığı olduğuna dikkat çekti: “20. asırdan miras kalan, belki de en kötü miras, metabolik sendrom gibi görünüyor. Değişen yaşam tarzının sonuçlarını gözlemliyoruz. Birisi düzensiz kentleşme, birisi çevrenin tahrip edilmesi, birisi de insanların bel çevresinin kalınlaşması ve obezleşmesi bence. Çevre bozulmasıyla paralel giden bir tablo bu.” Oğuz metabolik sendromun sonuçlarına da dikkat çekti: “Belki de doğal yaşamamız gereken, sağlıklı yaşama uygun olmayan bir tarzı seçmemizin bedelini doğa bize bu şekilde ödetiyor. Bel çevrensinin kalınlaşmasının çok önemli bir hastalık olduğu artık herkes tarafından biliniyor. Bel çevresi genişliğinin yol açtığı hepimizin bildiği çok önemli sonuçları var. Hipertansiyon, diyabet, kan yağlarında bozulma, sonuçta kalp-damar hastalıklarının gelişmesi gibi.” Hareket eksikliğine dikkat çeken Oğuz şunları söyledi: “Egzersiz eksikliği Türkiye’nin temel problemlerinden biri, metabolik sendrom için söylememiz gereken bir şey var egzersiz eksikliği ile ilgili yıllardır kiloya dikkat çekiyoruz. Türkiye’de temel sorunlardan birisi insanlarımızın egzersizi etkili ve yeterli bir şekilde yapamamalarıdır, metabolik sendrom salgınının en önemli sebeplerinden bir tanesidir.” Şeker Hastalığının Önlenmesi Kalp Hastalıklarının Önlenmesi Demek
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Meral Kayıkçıoğlu ise şeker hastalığı yani diyabetin sanıldığı gibi bir hastalık olmadığını, çünkü sadece vücuttaki şeker düzeyini değil tüm vasküler sistemi etkileyen bir hastalık olduğuna dikkat çekti: “Şeker hastalığı ortaya çıktığında, hatta çıkmadan çok daha önce, kişide kalp-damar sağlığında ciddi problemler ve bozulmalar başlıyor. İşte bu yüzden şeker hastalığını ne kadar erken saptayabilirsek ve ne kadar erken tedavi edersek kalp ve damar sistemi üzerindeki olumsuz etkilerden hastalarımızı koruyabiliriz. Öyle hastalarımız var ki, çok genç yaşta kalp krizi geçiriyorlar, bu hastaları takip ettiğimizde ileriki yıllarda şeker hastalığı geliştiğini görüyoruz, hastanın o genç yaşta geçirdiği kalp krizi, aslında şeker metabolizmasının bozuk olmasının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.”
Türkiye’nin %66’sı aşırı kilolu ve obez
Metabolik Sendrom Derneği Bilimsel Düzenleme Kurulu Üyesi Doç Dr. Ahmet Temizhan, “Geçmişinde hiçbir şekilde diyabetten haberdar olmayan hastalar, çoğunlukla kalp krizi ile geliyorlar. Bizim hastalarla ilgili, kalp krizini tespit ettikten sonra ilk sorduğumuz şey ‘Şeker hastalığın var mı’ diye oluyor. Görünürde şeker hastalığı olmasa da kalp hastalığını şeker hastalığı ile eşdeğer tutuyoruz ve benzer şekilde tedavi ediyoruz.” Temizhan obeziteyle ilgili ise çarpıcı açıklamalarda bulundu: “Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hareketsiz yaşam ciddi bir obez toplum yaratıyor. 2004-2006 yılları arasında yapılan araştırmanın yeni analizlerine göre ülkemizde 20 yaş üstü yetişkinlerin üçte birinde obezite(şişmanlık) var. Bir diğer grup olarak da şismanlarla normal kilolular arasında olan bir grup oluşuyor, bu fazla kilolu diye adlandırdığımız, genelde gözden kaçan, biraz diyet yapsa kilo verecek gibi olan bir grup var, bunların oranı da %36. Eğer normal kilolulardan bu oranları çıkarırsak toplumumuzun %66’sının fazla kilolu ve obez olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu oran, en yüksek oranların görüldüğü ABD ile ölçüşüyor, bu oranlar 30’lu yaşlarda yükselmeye başlıyor 60’lı yaşlara doğru iyice artmaya başlıyorKadınlarımızda fazla kilo ve obezite oranı %40, erkeklerde ise %20 oranında görülüyor, özellikle eve hanımlarında hareketsiz yaşam ve düzensiz beslenme gibi nedenlerle bu oran erkeklerle yarı yarıya fark etmektedir” diye konuştu ve “Çalışan kadınlarda bu durum gerek estetik kaygılar, gerekse iş yaşamının getirdiği hareketlilikle birlikte daha az görülmektedir.” dedi. |