|
TÜRKİYE'DE SİGARA İÇME ORANI ERKEKLERDE YÜZDE 50, KADINLARDA YÜZDE 17-18. |
|
|
Cuma, 07 Kasım 2008 |
|
Türk Akciğer Kanseri Derneği (TAKD) ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fadıl Akyol, Türkiye'de sigara içme oranının erkeklerde yüzde 50, kadınlarda yüzde 17-18 olduğunu belirterek, ''Bence bu rakamlar oldukça iyimser. Bu oranların üzerine 10-15 puan daha koymak lazım'' dedi.
Akyol, dernek üyeleriyle birlikte, TAKD tarafından düzenlenen 3. Ulusal Akciğer Kanseri Kongresini değerlendirerek, gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtladı.
Akciğer kanserinin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bir numaralı sağlık sorunu olduğunu belirten Prof. Dr. Akyol, erkeklerde en sık görülen ve en öldürücü olan hastalığın akciğer kanseri olduğunu söyledi.
Akyol, hastalığı tek bir cerrahinin kaldırmasının mümkün olmadığını, çok fazla disiplinlerin burada çalışma yapması gerektiği görüşünü aktardı. Türkiye'de sigara içme oranının ortalama yüzde 31 olduğunu ifade eden TAKD Başkanı Akyol, ''Sigara içme oranı erkeklerde yüzde 50, kadınlarda yüzde 17-18. Henüz reşit olmayan erkeklerde bu oran yüzde 11, kızlarda ise yüzde 3,1. Sağlık çalışanlarının sigara kullanma oranıysa yüzde 41. Ama bence bu rakamlar oldukça iyimser. Bu oranların üzerine 10-15 puan daha koymak lazım'' diye konuştu.
Prof. Dr. Fadıl Akyol, Türkiye'deki genel sağlık sistemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunarak, ''Açık söylemek gerekirse genel sağlık sistemi iyi çalışmıyor. Geri ödemeler düzenli değil'' görüşünü dile getirdi. ''ANA NEDEN YÜZDE 90 SİGARA''
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meral Gülhan da akciğer kanserinde erken tanının çok mümkün olmadığını, dünya genelinde bu yöndeki çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Akciğer kanserinin diğer pek çok kanser türüne göre çok daha önemli olduğunu vurgulayan Gülhan, akciğer kanserinin ana nedeninin yüzde 90'lara varan oranla sigaradan kaynaklandığını ifade etti.
Gülhan, ''Sigarayla mücadele edildiğinde akciğer kanserine yakalanma riski azalıyor. Bu yüzden akciğer kanseriyle mücadelede en iyi yöntem sigara içmemek'' şeklinde konuştu.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Göker ise, Türkiye'de medikal onkoloji uzmanı sayısının 200 kadar olduğunu, bunun büyük eksiklik oluşturduğunu dile getirdi. ''Akciğer kanserine yakalanan hastaların yarısından çoğu, medikal onkoloji uzmanı görmeden ölüyor'' diyen Göker, askerlik ve mecburi hizmet nedeniyle bu alanda kimsenin çalışmak istemediğini, 10 yıl içinde uzman sayısında artış değil, azalış görüleceğini söyledi.
Göker, ilaca erişim ile ruhsat ve geri ödemelerde ciddi sıkıntılar yaşandığını dile getirerek, ''Bunun biran önce giderilmesi gerekir. Hasta öldükten sonra gelecek ilacın faydası yok'' ifadesini kullandı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
KÖK HÜCRE TEDAVİSİ İÇİN YURTDIŞINA GİDİP KOBAY OLMAYIN! |
|
|
Çarşamba, 15 Ekim 2008 |
3. Ulusal Klinik Pratikte Kök Hücre ve Gen Tedavisi Kongresi Askeri Müze’de gerçekleştirildi. Kongreye katılım ve ilgi beklenilenin çok üzerinde oldu, katılımcılardan olumlu geri bildirimler alındı. Toplantılara konularında uzman 6 tanesi Amerika’dan olmak üzere İsviçre, İngiltere, Almanya ve İran’dan 10 yabancı bilimadamı katıldı. 150 katılımcıya temel araştırma teknikleri, kök hücreler ve pankreas adacık hücreleri ile ilgili olarak İstanbul Teknik Üniversitesi ve Onkim’de kurslar verildi. Toplantılarda değişik temel ve klinik dallardan 300 üzerinde katılımcılar yeraldı.
Kongrenin basın toplantısında konuşan Kök Hücre ve Gen Tedavisi Derneği Başkanı ve İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkut Attar kongrede farklı dallardan bilimadamlarını biraraya getirmeyi hedeflediklerini belirtti: “Bu yıl 3. kez düzenlenen kongrede amacımız değişik bilimlerden bilimadamlarını biraraya getirmek. Çünkü çok geniş bir konu, çok branşı ilgilendiriyor. Örneğin kadın doğum uzmanlarını ilgilendiriyor. Çünkü embriyonik kök hücre tüp bebek laboratuarlarında kaynak olarak sağlanıyor. Bu nedenle değişik branşlardan bilimadamlarını, mühendisleri, tıp uzmanlarını biraraya getirip karşılıklı görüş alışverişi olmasını istedik. O nedenle de bu kongreyi multidisipliner toplantı olarak organize ettik.” Attar, kongrenin bir başka amacının ise genç meslektaşlarına ve öğrencilere vizyon sağlayabilmek, hukuksal ve etik yöndeki eksiklikleri tartışmak olduğunu dile getirdi.
“Kök Hücre Çalışmaları Türkiye’de Uygulanmalı” Sağlık Bakanlığı’nın kök hücreyle ilgili yaptığı kısıtlamalara da değinen Attar, şöyle konuştu: “Bakanlık radikal bir kararla kök hücre araştırmalarını sınırladı. Özellikle embriyonik kök hücre araştırmaları sınırlandı, çıkan dedikodulardan sonra bakanlık kök hücre tedavileri konusunda çok radikal önlemler aldı. Türkiye’de embriyonik kök hücre çalışmaları çok iyi giderken birdenbire durduruldu. Bu sadece etik konulardan değil, dinle, geleneklerle, inançlarla olan tarafı daha ziyade ele alındı. İşin üzücü tarafı bu tarafı daha çok düşünüldü. Tabii ki halkın inancını, sağduyusunu göz önüne alacağız ama bilimsel çalışmaları da bu kadar ani bir şekilde kısıtlamak istemiyoruz. Çünkü, Türkiye gerçekten hücre ve gen tedavileri konularında potansiyel bir ülke. Türkiye gerek hücre tedavileri gerek biyoteknoloji konusunda, gerekse değişik klinik alanda oldukça iyi noktadadır. Hep kendimizi geride görürüz; ama bu konuda biraz rahat konuşabiliriz. Bence Türkiye bu çalışmalarda belli noktalara geldi. Dolayısıyla gerek hücre tedavileri gerek gen tedavileri konusunda bunları uygulayabilecek potansiyale sahibiz. Etik ve bilimsel çerçeve içerisinde bu çalışmalar Türkiye’de uygulanmalı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Güney Okyanusu’nda her yıl büyük bir katliam yaşanıyor. Ticari avlanmanın yasaklanmasından sonra “bilimsel araştırma” gerekçesiyle her yıl binlerce balina, japon avcılarının hedefi oluyor. Avlanma sezonu başladığında Güney Okyanusu’nun sessiz sularında zıpkın sesleri yankılanıyor. Tüm tepkilere ve yürütülen kampanyalara rağmen, filolar durmak bilmeden avlanmaya devam ediyor.
Konuyla ilgili önemli çalışmalar yürüten bir çok çevre kuruluşu, öldürülmeye dayalı “bilimsel araştırma”ların gerçekten hiç bir anlamı olmadığına inanıyor. Balinaları bu şekilde katlederek elde edilmiş hayati hiç bir bilimsel veri yok. Ayrıca bu avcılık, soyu tükenmekte olan canlıları da hedef aldığı için ekolojik olarak büyük bir tehdit oluşturuyor. Böylesi bir araştırma gerçekten de gerekli mi dersiniz? Hiç sanmıyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|