|
DOKTORLARIN DOKTORU KİMLİĞİ AÇIKLANIYOR! |
|
Çarşamba, 27 Mayıs 2009 |
|
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD), iç hastalıkları uzmanının kim olduğunu, ne zaman başvurulması gerektiğini ve iç hastalıkları uzmanlığının tam tanımını kamuoyuyla en doğru ve etkili biçimde paylaşmak üzere “İç Hastalıkları Uzmanı, Erişkinlerin Doktoru” sloganıyla kampanya başlatıyor. Bugün yapılan basın toplantısıyla hem kampanya hem de iç hastalıkları uzmanlığının sorunlarına ve sağlık okuryazarlığına değinildi.
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, iç hastalıkları uzmanı kimliğinin ülkemizde tam olarak aktarılması ve yerleşmesi için kampanya başlatıyor. Çocukluktan çıkan herkesi hedef alan bu kampanya ile kamuoyuna iç hastalıkları uzmanı kimdir, ne zaman başvurulmalıdır, hangi hastalıkları tedavi eder gibi pek çok yanıtın aktarılması hedefleniyor. İç hastalıkları uzmanının kim olduğunu en doğru şekilde aktarmayı amaçlayan kampanyasını basın toplantısı bugün gerçekleştirildi. Toplantıda kampanyanın detaylarına yer verilirken, iç hastalıkları uzmanlığının sorunları ve sağlık okuryazarlığına da değinildi.
Kampanyanın tanıtıldığı basın toplantısına Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdal Akalın, Dernek Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler katıldı. Dernek Başkanı Akalın, dernek hedefleri ile ilgili olarak şunları söyledi: “Dernek olarak vizyonumuz, iç hastalıkları uzmanlığını yeniden canlandırarak, iç hastalıkları uzmanlarına eğitim desteği veren, erişkinlere sağlık hizmeti verilen her basamakta, iç hastalıkları uzmanlarının saygın, takım lideri ve bütünleştirici konuma gelmesini gerçekleştiren bir kurum olmaktır. Kampanya ile amacımız ise toplumda iç hastalıkları uzmanı tanımını daha anlaşılabilir bir hale getirmektir.” |
|
Devamını oku...
|
|
MODERN ÇAĞIN KAN BİLİMİ PROBLEMLERİ |
|
Perşembe, 21 Mayıs 2009 |
|
MODERN ÇAĞIN KAN BİLİMİ PROBLEMLERİ: ELEKTROMANYETİK TEHDİT VE UZMAN SIKINTISI
21 Mayıs tarihinde başlayan ve üç gün süresince devam edecek olan 2. Uluslararası Lösemi-Lenfoma-Miyelom Kongresi basın toplantısında hematolojinin problemlerine değinildi. Özellikle elektromanyetik tehdit ve uzman sıkıntısı, dikkat çeken problemler olarak belirtildi.
2. Uluslararası Lösemi-Lenfoma-Miyelom Kongresi bugün başladı. Türk Hematoloji Derneği tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve 42 ülkeden çok sayıda akademisyenin katıldığı kongrede kök hücre nakli, lösemi, lenfoma ve miyelom konularında 54 konuşmacı tarafından sunumlar yapılacak. Kongrenin dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında kongrenin amacına, hastalıklara, gelişmelere ve modern çağın getirdiği sorunlara değinildi.
Basın toplantısında konuşan Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, kongrenin amacını vurguladı. Türkiye’nin hematoloji alanında yaşadığı büyük sıkıntılara karşın yurt dışından hasta kabul eden ve hasta tedavi eden bir konumda bulunduğunu, bunun kendileri için çok önemli bir dayanak olduğunu anlatan Özcan, kongrenin amacının pek çok açıdan büyük bir güç olan Türkiye’yi hematoloji gibi güçlü olunan bir alanda uluslararası platformda etkinliğini üst düzeye çıkarmak ve bir çekim merkezi haline getirmek olduğunu söyledi.
Elektromanyetik Tehdit
Kan kanseri denilince sadece löseminin akla geldiğini, ancak değişik türlerinin de bulunduğunu ifade eden Özcan, yaşlı nüfusun artmasıyla lösemi, lenfoma ve miyelomun korkunç bir hızla arttığına, kan kanseri ve lenf bezi kanserlerinin çoğaldığına dikkat çekti. Özcan modern hayatın da yeni düşmanlar ortaya koyduğunu söyleyerek “Modern hayatın bizzat kendisi, elektromanyetik kirlilik korkunç boyutlarda. Kapıdan geçilen ultraviyoleler, kızıl ötesi ışınlar, yaka tanıma, göz tanıma, ortam tanıma, ortam dinlemeyi bozan cihazlar, cep telefonları, cep telefonlarına uygulanan dinleme yöntemleri, uydu alıcıları bunların hepsi kesinlikle modern hayatın yarattığı yeni düşmanlar ve çok sessiz sedasız bunları kullanıyoruz. Elektromanyetik tehdit belki de nükleer tehdit kadar önemli bir noktada.” diye belirtti.
|
|
Devamını oku...
|
|
HEDEFE YÖNELİK İLAÇLAR KANSERLE YAŞAMI UZATIYOR |
|
Salı, 21 Nisan 2009 |
|
Tıbbi Onkoloji Derneği, Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği ve Türk Pediatrik Onkoloji Grubu’nun birlikte düzenlediği 18. Ulusal Kanser Kongresi 21 - 26 Nisan 2009 tarihlerinde Antalya’nın Belek ilçesinde düzenlendi. 1300’ ü aşkın katılımcıyı ağırlayan kongrede, ülkemizde yapılan bilimsel araştırmalar dünyada ve ülkemizdeki en son tanı ve tedavilerdeki gelişmeler, kanserle ilgili ulusal sorunlar, derneklerin yaşadığı uygulama ve eğitim sorunları bilimsel programın temelini oluşturdu. Basın toplantısında söz alan kongre genel sekreteri ve İstanbul Bilim Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir, böbrek ve karaciğer kanserlerinin sadece kanser hücrelerini izole eden hedefe yönelik (akıllı) ilaçlarla tedavi edilebildiğini söyledi. ABD'de mart ayında, ilerlemiş böbrek kanseri hastalarının kullanımı için onay alan yeni bir ilacın, tümörün büyümesini veya yaşam süresini 2 kattan fazla uzattığını belirten Demir, ilk kez bir kanser türünde kemoterapi kullanmadan 2 basamak tedavinin etkinliğinin kanıtlandığını vurguladı.
Prof. Demir, Böbrek kanserinin tedavisinde kullanılan hedefe yönelik akıllı moleküllerin, kanserin kronik hastalık şeklinde algılanmasına katkıda bulunduğunu bildirdi.
KANSER HASTADA DİYABET GİBİ KRONİKLEŞİYOR
Hedefe yönelik tedavinin, kanser tedavisinde yepyeni bir yaklaşımı beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, kemoterapiyle sadece kanseri küçültmek ve yok etmenin amaçlandığını vurguladı. Buna karşın hedefli tedavinin kanseri stabilize edebildiğine işaret eden Prof. Dr. Demir, ''Hedefe yönelik ilaçlar kanserin kronik bir hastalık şeklinde algılanmasını sağlıyor. Bu ilaçlar hastayı tam olarak şifaya kavuşturmuyor ama tansiyon, kalp yetmezliği, diyabet gibi hastanın uzun yıllar hastalıkla beraber yaşamasını sağlıyor'' diye konuştu. |
|
Güney Okyanusu’nda her yıl büyük bir katliam yaşanıyor. Ticari avlanmanın yasaklanmasından sonra “bilimsel araştırma” gerekçesiyle her yıl binlerce balina, japon avcılarının hedefi oluyor. Avlanma sezonu başladığında Güney Okyanusu’nun sessiz sularında zıpkın sesleri yankılanıyor. Tüm tepkilere ve yürütülen kampanyalara rağmen, filolar durmak bilmeden avlanmaya devam ediyor.
Konuyla ilgili önemli çalışmalar yürüten bir çok çevre kuruluşu, öldürülmeye dayalı “bilimsel araştırma”ların gerçekten hiç bir anlamı olmadığına inanıyor. Balinaları bu şekilde katlederek elde edilmiş hayati hiç bir bilimsel veri yok. Ayrıca bu avcılık, soyu tükenmekte olan canlıları da hedef aldığı için ekolojik olarak büyük bir tehdit oluşturuyor. Böylesi bir araştırma gerçekten de gerekli mi dersiniz? Hiç sanmıyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|